Pages

Ads 468x60px

21 Mayıs 2013 Salı

Kekemelikte Alınacak Tedbirler

Kekemeliğin gelişimini. önlemek için aşağıdaki noktalara. dikkat etmek gerekir.Çocuğun, konuşması üzerinde dikkatini toplamamak

Konuşurken çocuğun, heyecanlanmasına, normal dışı ve her zamankinden farklı davranışlar göstermemek.

Çocuğun konuşmasındaki tekrarlama ve yanlış telaffuz etme (kelimeleri yanlış söyleme) gibi kusurlara hemen müdahale etmekten kaçınmak

Dilde, aile fertlerinin kötü örnek olmamalarını. sağlamak.

Solak olan ve dolaklık yerleşmiş çocuklar üzerinde baskı yapıp sağ elini kullanmaya zorlamamak.

Eğer çocuk kekeleyerek ilgi ve dikkati üzerine çekmek yoluna gidiyorsa üzerinde durmamak ve normalin üzerinde ilgi göstermemek.
Normal konuştuğu zaman hissettirmeden kollamak ve o saman ilgiyi biraz artırmak,Çocukları heyecan ve endişe yaratan durumlarda konuşmaya zorlamamak.
Çocuğun konuşması hususunda kendine güven duymasına yardım etmek. Onu dinlemek, konuşması için ona zevk vererek fırsatlar ve ortam hazırlamak
Kekeleyen çocuk, kekelediğine aldırmazsa ve onu kabul ederse kekemelik ortadan kalkar.
Çocuk kekelerse dahi, onu bir kekeme olarak görmemek ve üzerin­de durmamak, tıpkı normal bir konuşma gibi kabul etmek. Sabırsızlık, heyecan, aşırı dikkat göstermeye ve nasihat vermeye kalkışmamak.
Çocuğa, ailesinden gelmiş bir kekemeliğe sahip olduğu fikrini uyandırmamak.
Ev içinde huzur kurmaya çalışmak. Çocuk kendisini rahat ve em­niyet içinde hissettiği zaman kekemelik geliştirmesine sebep yoktur.
Çocukla normal konuşmayı değiştirerek konuşmamak."Nefes al, sonra konuş", "konuşmadan evvel düşün", "Dur yeniden başla" gibi telkin ve emirlerle çocuğun konuşmasını kesmemek.
Çocuğun başarılarını görmek ve takdir ederek değerlendirmek.
Sıhhat bakımından çocuğu sağlıklı olarak yetiştirmek.

28 Nisan 2013 Pazar

Okul Öncesi Eğitim Önemi

Okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından birçok faydası vardır. 0-6 yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi çocuğun en hızlı geliştiği dönemdir.
Beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanmaktadır. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir.
Okul öncesi eğitim sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek, yetişkinlik döneminde de kişilerin daha üretici ve verimli olmalarını ve sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanmalarını sağlar.
Çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz önüne alan, sağlıklı bir biçimde fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişimlerini sağlayan, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı, çocukların kendilerine güven duymalarının sağlandığı, ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu kaliteli bir okul öncesi eğitim programına katılan çocukların diğer çocuklara kıyasla gelecekte okul başarıları daha yüksek, sosyal ve duygusal, sözel, zihinsel ve fiziksel gelişim açısından daha yetkin olduklarını araştırmalar göstermiştir.(Tos,2001)
Okul öncesi eğitimin yararlarını kısaca şu şekilde sayabiliriz:
Çocukların zekâ puanlarında yükselme
Sınıfta kalma ve okul eğitiminden ayrılma oranlarında düşme
Çocukların beslenme ve sağlık durumunda iyileşme
Sosyal ve duygusal davranış gelişiminin daha ileri olması
Daha olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi
Yetişkinlikte kendine yeten, ekonomik kazanç potansiyeli yüksek bireyler olmak
Bu yüzden bu dönemde çocuğun zihinsel ve bedensel olarak yeterli beslenmesi ve etkileşimde bulunabildiği, onun gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması gerekmektedir.
Erken çocukluk eğitimi insan gelişiminin başlangıç noktasıdır. Okul öncesi eğitim, çocukların ve ülkemiz insanının uzun vadede daha üretken, daha yaratıcı, sorun çözmede daha yetkin olmasını sağlar. (Budak/Akbaş,2006)
Okul öncesi eğitim çocuğu ilköğretime hazırlar mı?
İlköğretime hazır olmanın şartlarından biri çocuğun kendi yaşına uygun zihinsel gelişim düzeyine erişmesidir. Buna paralel olarak ilkokula başlayacak her çocuğun bazı temel becerileri kazanmış olması şarttır. Okul öncesi eğitim bu becerilerin kazanılmasında önemli bir rol oynar.
Okul öncesi eğitimin okula hazır olmayı sağlama açısından kazandırdığı becerileri şöyle özetleyebiliriz:
Sosyal olarak, çocuklar oyuncakları paylaşmanın yanında yetişkinin ilgisini, yiyecekleri paylaşmayı ve karşılıklı konuşmayı öğrenirler. Ayrıca yaşıtlarıyla çatışmaları ve ilişkilerde ortaya çıkan sorunları çözümlemeyi ve kendini nasıl ve ne zaman koruyacağını ve diğer çocukların hakkına saygı göstermeyi de öğrenirler. Bütün bunlar çocuğun ileriki yaşamında ortaya çıkan tüm sorunları çözmesine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin artmasını sağlar.
Duygusal olarak, kendi işlerini kendisi yapması, sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi sayesinde kendine güveni yükselir.
Anne-babadan ayrı kalabileceğini ve onların bulunmadığı zamanlarda da kendisine bakabileceğini görmek çocuğun öz güven ve bağımsızlık duygularını artırdığı gibi, kendi kendini avutma ve oyalama becerilerinin gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca toplu yaşamanın gerektirdiği sınırlara ve kurallara uymayı da anaokulunda öğrenirler.
Fiziksel olarak kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması sonucu ince motor becerileri gelişir. Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi kaba motor fonksiyonlarını da kullanır ve geliştirir.
Zihinsel olarak, nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi matematik ve bilim becerilerini kazanır.
Canlandırma, taklit ve hayali oyunlar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir. Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, arkadaşlarına mektup yazmak gibi faaliyetler de erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca anaokulundaki faaliyetlerin dikkat ve konsantrasyon gerektirmesi çocuğun beyninin bu fonksiyonlarının gelişimine katkıda bulunur.
Dikkat eksikliği sorunu ve öğrenme güçlüğü olan çocukların erken fark edilmesi ve okula başlamadan gerekli önlemlerin alınmasını sağlar.
Tüm bunlar da okula hazır olması ve okul başarısı açısından önem taşır.(Arıkan,2002)
Okul öncesi eğitimine başlamak için en uygun yaş nedir?
Okul öncesi eğitim için hazır olma yaşı her çocuk için aynı değildir. Genel olarak anaokuluna başlama yaşının 2-4 yaş arası olduğunu söyleyebiliriz. Gelişimsel olarak bazı çocuklar 2 yaşında, bazı çocuklar da 3-4 yaşında anaokuluna başlamak için hazır olabilmektedir.
Annenin çalışması nedeniyle daha önceden anneden ayrı kalmaya alışık olan, ihtiyaçlarını konuşarak veya başka biçimlerde ifade edebilen, basit komutları izleyebilen, yürüme ve koşma gibi kaba motor fonksiyonları gelişmiş olan çocuklar hangi yaşta olurlarsa olsunlar, anaokuluna başlayabilirler.
Konuşma, yeme, hırçınlık, saldırganlık, büyüklerden ayrılamama, aşırı hareketlilik gibi sorunları olan çocukların anaokuluna gitmeleri de özellikle tavsiye edilebilmektedir.
Çocuğu anaokuluna psikolojik olarak nasıl hazırlamak gerekir? Onu nasıl motive edebiliriz?
Çocukların yeni ortamlara uyum yeteneği çok yüksektir. Ancak onun bu uyum yeteneğinin anne-babalar tarafınızdan engellenmemesi gerekir.
Aileler çocuklarını kreşe başlatma kararı verdiğinde, çocuktan önce anne-baba olarak kendilerinin buna gerçekten hazırlanması ve kararlarından emin olması gereklidir.
Anne-babalar çocuğun kreşe başlatma kararı konusunda ne kadar rahat olursa, çocuklar da, kendileri de o kadar az sorun yaşarlar. Anaokuluna başlamadan önce çocukla okul hakkında bol bol konuşmak, anaokullarında sıklıkla yapılan faaliyetleri çocuğa yavaş yavaş tanıtmak önemlidir. Örneğin evde makasla kağıt kesmeye ve boya kalemlerine alışkın bir çocuk, anaokulunda da aynı kağıt ve boyaları görünce rahatlar. Anne-babaların çocuğunuzun önemli bir adım atmakta olduğunu kabul etmeleri ve onu desteklemeleri önemli olmakla birlikte, farkında olarak veya olmayarak, bu değişiklik konusunun üzerinde çok fazla durmaları, yaşayacağı değişikliği çok fazla vurgulamaları da çocuğun kaygısını artırabilir.
Küçük çocukların anne-babaların verdiği sözel olmayan sinyalleri okumakta usta oldukları unutulmamalıdır. Bu nedenle eğer anne-baba onu kreşe başlattığı için suçluluk duyuyor ya da nasıl onu kreşe bırakıp çıkacağı konusunda endişe hissediyorsa, büyük olasılıkla çocukta bunu hissedecektir. Çocuğun kreşe rahat bir şekilde uyum sağlaması ve burada mutlu olması için öncelikle anne-babanın bu konuda kararlı, rahat ve emin davranması çok önemlidir.
Çocuğu kreşe gönderme kararı konusunda anne-baba ne kadar sakin ve emin davranırsa, çocuk da kendini o kadar güvende hissedecektir. Anne-babanın en ufak bir güvensizlik ya da tereddüdü ise çocuğun güvensizlik hissini ve kaygısını şiddetlendirecektir.
Çocuğu anaokuluna gönderirken karşılaşabileceğimiz zorluklar ve dikkat etmemiz gereken noktalar nelerdir?
Anne-babasından hiç ayrı kalmamış çocukların anaokuluna başlamadan önce kısa süreli ayrılıklara hazırlanması faydalı olur.
Hiç ayrılık yaşamamış çocuğun aniden farklı bir ortamda yalnız kalması endişe ve kaygıyı fazla hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun kısa süreli ayrılıklara alışması için önceden hafta sonu bir yakınına bırakılması, gün içinde belli saatlerde evde ya da başka bir ortamda anneden ayrı biriyle kalması tavsiye edilir.
Çok çekingen ve kendine güveni düşük çocuklar ve sınır ve kural tanımayan çocukların anaokuluna başlamasında değişik sorunlar yaşanır. Çekingen çocuklarda öğretmen yardımı olmadığında çekingenlik ve güvensizliğin artması gözlenebilir. Bu gibi durumlarda öğretmenle işbirliği yapılarak, çocuğun kendini ifade etmesinin sağlanması önemlidir.
Sınır ve kural tanımayan çocukların da diğer çocuklara ve okul eşyalarına zarar vermesi sorunu yaşanabilir. Yine aynı şekilde öğretmenlerle işbirliği yapılarak, sınır ve kuralların bu çocuklara öğretilmesi sağlanabilir.
Çocuk anaokulundan korkuyorsa, neler yapmak gerekir?
Her yeni ortama girmenin çocuklarda ve yetişkinlerde belli düzeyde bir kaygı oluşturması doğaldır. Yukarıda belirttiğim şekilde çocuk önceden hazırlanarak bu kaygısını yenmesinde yardımcı olunabilir.
Ancak anne-babanın farkında olarak veya olmayarak, bu değişiklik ve kaygının üzerinde çok fazla durması, kendilerinin de kaygılı olması çocuğun kaygısını artırabilir.
Küçük çocuklar sözel olarak ifade etmeseler de, davranış ve mimiklerinden anne-babalarının neler hissettiğini çok iyi anlarlar. Eğer anne-baba çocuğu kreşe başlattığı için suçluluk ya da kaygı duyuyorsa, büyük olasılıkla çocuk da bunu hissedecektir.
Çocuğun kreşe rahat bir şekilde uyum sağlaması ve burada mutlu olması için öncelikle anne-babanın bu konuda kararlı, rahat ve emin davranması çok önemlidir. Çocuğu kreşe gönderme kararı konusunda anne-baba ne kadar sakin ve emin davranırsa, çocuk da kendini o kadar güvende hissedecektir.
Eğer çocuk annesinden ayrılmak ve anaokuluna gitmek istemezse, neler yapmak gerekir?
Her çocuk seçme şansı verilirse, doğal olarak annesi ile kalmak ister. Ancak çocuk kendisi için doğru olanı değerlendirme kapasitesine sahip değildir. Bu nedenle anaokuluna başlama gibi çok önemli bir kararının çocuğun anlık isteklerine bakılmaksızın anne-baba tarafından verilmesi gerekir.
Çocuğun istemediği taktirde okuldan alınacağını bilmesi veya bunu sezmesi, okula uyumunu ve düzenli devam etmesinin sağlanmasını zorlaştırır, hatta bazı hallerde imkansız hale sokar.
Bu nedenle, anaokulu ile ilgili önemli bir sorun ya da hastalık durumu olmadığı sürece okuldan ayrılmasının söz konusu olmadığı çocuğa anlatılmalıdır.
Anne-babasından hiç ayrı kalmamış çocukların anaokuluna başlamadan önce kısa süreli ayrılıklara hazırlanması faydalı olur. Hiç ayrılık yaşamamış çocuk, aniden farklı bir ortamda yalnız kalması endişe ve kaygıyı fazla hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun kısa süreli ayrılıklara alışması için hafta sonu bir yakınına bırakılması, gün içinde belli saatlerde evde ya da başka bir ortamda anneden ayrı biriyle kalması tavsiye edilir.
İlk birkaç gün çocuğun yeni ortama güven duyması ve aşinalık kazanması için öğretmenlerin önerileri doğrultusunda anne-baba anaokulunda belli bir süre kalabilir. Ancak bunun birkaç günü geçmemesi ve anaokuluna bırakırken anne-babanın vedalaşma süresini kısa tutması ve duygusal sahnelerden kaçınması önerilir.
Okul öncesi eğitimde çocuklar ne tip becerileri kazanır?
Çocuklar okul öncesi eğitim ile sosyal, duygusal fiziksel ve zihinsel birçok beceri kazanır ve geliştirirler.
Sosyal olarak paylaşmayı, sıra beklemeyi, kurallara uymayı, karşılıklı konuşmayı, oyun kurmayı, yaşıtları ile çıkan çatışmaları çözmeyi, kendini korumayı ve diğer çocukların haklarına saygı göstermeyi öğrenir.
Yemek, uyku, tuvalet gibi özbakım becerilerini kazanmak, anne-babadan ayrı kalmak duygusal gelişimine katkıda bulunarak kendine güvenini artırır.
Anaokullarındaki kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması ise çocukların ince motor becerilerini geliştirir. Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi faaliyetlerle de kaba motor fonksiyonlarını kullanır ve geliştirir.
Anaokulundaki nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi çeşitli faaliyetler çocuğun matematik ve bilim becerilerinin gelişmesini sağlar. Canlandırma, taklit ve hayali oyunlar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir.
Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, arkadaşlarına mektup yazmak gibi faaliyetler de dikkat ve konsantrasyonun artmasına ve erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.
Anaokulu çocuğun yaratıcı yönlerini ve ilgi alanlarını ortaya çıkarmak açısından da önem taşır.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Zararlı Alışkanlıklar

Alkol, sigara, uyuşturucu madde gibi zararlı alışkanlıkların tüm dünyada tehlikeli boyutlarda yaygınlaşması ülkemizi de tehdit eden bir problemdir. Lise ve üniversite öğrencileri ile yapılan çalışmalarda zararlı alışkanlıklara başlama yaşının 20 yaşın altına düştüğü görülmüştür.
Zararlı alışkanlıkların yerleşmesini çoğaltan şey toplumların bu alışkanlıklara bakış açısıdır. İslam ülkeleri ve Hindistan da toplumsal olarak alkolü yasaklamaları bireysel düzeyde olumlu sonuç vermemiştir. Çocukları ve gençleri bu maddelerin yarattığı alışkanlıkların etkileri konusunda bilinçlendiren toplumlar alışkanlıkların yerleşmemesinde daha başarılı olmuşlardır.
· Hiçbir alkol bağımlısı bir gün bağımlısı olacağı düşüncesiyle alkole başlamamıştır.
· Paket, paket içilen sigaralarla sağlığını bu kadar tehlikeye atan nikotin bağımlısı sigara içmeye başladığı ilk günlerde belki sadece arkadaşlara özenmek vakit geçirmek, akranları gibi davranmanın dışında bir şey düşünmemiştir.
· Sorunlardan ve kaygılardan kurtulmak için bir doktor kontrolü olmaksızın birkaç yatıştırıcı ilaç alan genç insan bu ilaçlara bağımlı hale geliverdiğini belki de ancak bağımlılık aşamasında fark etmiştir.
· Bu gün sahip olduğu ahlaki değerleri hiçe sayarak kumar tutkusu ile hem kendi hem de yakınlarının yaşamını altüst eden kumar bağımlısı belki de gençlik yıllarında heyecan arayışının ve psikolojik olarak gelişmemişliğinin farkında olsa bu ağır soruna gereken önlemleri kendisi bulabilir.
Gençlik yıllarında ve daha ileriki yaşam içinde kişiliği geliştirmek ve yaşamı çok olumsuz etkileyecek maddeler hakkında bilgi sahibi olmak pek çok genci koruyabilir. (Kasatura, 1998)
Gencin Zararlı Alışkanlıklarla Tanışma Dönemi: Gençlik, değişim ve toplumda yer edinme dönemidir. Genç, doğumdan itibaren bağımlı olduğu anne ve babasından bağımsız hale gelirken arkadaşlarına bağlanır ve onların baskısına açık bir hale gelir. Bu dönemde kimlik gelişimi gerçekleşmekte, toplumsal roller belirginleşmektedir. Bunlarla ilgili yaşanan zorluklar güçsüzlük, yabancılaşma ve isyan duygularını ortaya çıkarır.
Anne ve babadan bağımsız hale gelen genç, davranışlarını bir arkadaş grubu içerisinde deneyerek geliştirir. Arkadaş grubu içinde reddedilme bir genç için en zor durumlardan biridir. Sigara, alkol, tiner, bali gibi herhangi bir zararlı madde kullanımı o arkadaş grubunda kural haline gelmişse, o grubun elamanı olmak için bir şart gibiyse, gruptan dışlanma ya da alay edilme endişesi gence zararlı maddenin etkilerinden daha korkunç gelir. Sigara, alkol, tiner, bali gibi zararlı maddelerin kullanımı bu şekilde kötü arkadaş çevresinin etkisi veya baskısı ile başlamaktadır.
Gençlik döneminde kötü sonuçlar kolaylıkla göz ardı edilmekte ve bana bir şey olmaz düşüncesi oluşmaktadır.
Genç geleceğini düşünmeden o anki zevkini düşündüğü için sigara, alkol, tiner, bali ve esrar gibi zararlı maddelerle kolaylıkla tanışabilmektedir.
Sigara zararlı maddelere başlangıcın ilk basamağıdır. Gençlerdeki alkol bağımlılığının en güçlü belirleyicisi sigaradır. Sigara bağımlısı gençlerin büyük çoğunluğu alkolik değildir. Ama alkolik gençler arasında sigara tiryakisi olmayan yok gibidir.
Esrar en sık kullanılan yasadışı zararlı maddedir ve diğer yasadışı zararlı maddelere geçiş maddesidir. Esrar kullanımı tembellik yapar ve okul başarısını düşürür. Bu sıkıntıyı atlatmak isteyen genç daha çok esrar kullanmaya başlar.
Sigara ile başlayan zararlı madde kullanımı alkol, esrar, bali, tiner gibi maddelerin kullanımı ile devam eder. Genel olarak uçucu maddeler yani tiner, bali ve çakmak gazı gibi maddeler koklama yolu ile özellikle çocuklar tarafından kötüye kullanılmaktadır. Bu uçucu maddelerin çocuklar arasında en fazla kullanılanları bali ve tinerlerdir. Diğer uçucu zararlı maddeler ise tırnak cilası çıkaran maddeler oje, vernik, çakmak gazıdır. Bu maddelerin koklanması insan vücuduna zarar vermektedir. Bu uçucu zararlı maddeleri kullanma yaşı 7-19 yaşlar arasında görülmekle birlikte 4 -6 yaş arası çocuklarda da rastlanmaktadır. Özellikle işsizlik, aile sorunları, toplum dışında kalma, olumsuz benlik algısı ve kısıtlı rahatlama imkânı olanlarda, spor ve hobileri için yetişkin gözetimi olmayanlarda risk yüksektir. Sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü, anne babasının alkol veya uyuşturucu kullanımı, arkadaş etkisi, toplum genelinden kopmuş olanlar ve işleri sebebiyle bu maddelerle sık karşılaşanlarda risk yüksektir.
Gençlerin Zararlı Maddelere Başlama Nedenleri
Uyuşturucu bağımlılığının nedenleri karmaşık ve çeşitlidir. Yalnızlık, endişe, acı, mutsuzluk, reddedilme ve gereksinimlerini karşılayamama gibi olumsuzluklardan kaçış nedenlerin başında gelmektedir.
1) Bireye Bağlı Nedenler:
· Bazı araştırmalar madde kullanımına yakın kişilik özelliklerinden bahsetmektedir. Buna göre; düşüncelerde negatiflik, duygularda sık değişim, fevri davranışlar, tatminsizlik ve huzursuzluk ortak özellikler olarak göze çarpmaktadır. Hafif derecede depresyon içinde bulunan bu kişiler kuruntulu ve karamsar bir ruh halindedir.
· Kişilik bozukluklarından paranoid, şizopital ve anti sosyal tip bozukluklarda alkol ve madde kullanmaya yatkınlık sık görülmektedir.
· İçme önerisinin reddedilmesiyle arkadaşın kaybedilme korkusu uyuşturucuya başlama sebebi olabilmektedir. Uyuşturucu kullanmayı geri çeviremeyen gençlerde kendini denetleme ve iç disiplin yeteri kadar gelişmemiştir.
· Uyuşturucu kullanan kişiler duyguların ve bedenin yeni heyecanlar yaşama isteğini, kısa süreli de olsa zevk alma arzusunu çok yoğun yaşarlar. Uyuşturucu kullanmanın tehlikelerinin farkında olsalar da, yatıştıramadıkları bu heyecan isteklerine ve cüret gerektiren deneme arzularına yenik düşerler. Özellikle bana bir şey olmaz düşüncesinin yaygın olduğu ergenlik döneminde risk alıcı davranışların etkisiyle bütün zararlarına rağmen madde kullanmak, çılgınlık yapma yolu olarak görülmekte ve olası kötü sonuçları göz ardı edilmektedir.
· Çoğu zaman gençler kendisini farklı bir birey olarak ortaya koyma ve anne babasının bir kopyası olmadığını gösterme çabasıyla, bağımsızlıklarına ve eğlenceye düşkün, macera seven, yerleşik değerleri ve kuralları çiğneme eğilimi gösteren özellikler sergilerler. Çevre ve geleneklerin baskısını kırma ve onlardan bağımsız olduklarını gösterme isteği madde kullanımında etkili olmaktadır.
· Genç, riskli davranışların kendisini diğerlerinden farklı kıldığını ve akranları tarafından hayranlıkla karşılandığını düşündüğünde davranışın tekrarlanma olasılığı artmaktadır.
· Bazı uyuşturucuların yaratıcılık verdiği, öğrenmeyi kolaylaştırdığı hakkındaki yanlış inanışlar denemeye yol açabilmektedir.
· Ailelerinden normal ilgi ve sevgi gördükleri halde kendi kişiliklerinin buna yatkın olması nedeniyle bazı gençlerde madde kullanımı görülebilmektedir.
2) Anne Babaya Bağlı Nedenler:
Bağımlılık çocukluk çağında ekilen, gençlik ve yetişkinlik çağında gelişen bir davranış biçimidir. Başta anne baba olmak üzere bazı kişilere ya da bu kişilerin yerini alan nesnelere karşı bağımlılık oluşabilir. Çocukluk çağında anne babanın ve toplumsal çevrenin etkisiyle gelişen bağımlılık tohumu bağımlılığı güdü haline getirir. Bunda;
·Anne ve babanın hem birbirleri hem de çocuk ile ilişkisinin bozuk olması,
·Yeterli destek ve sevgi sağlanmadığından çocuğun kendini yalnız hissetmesi
·Çocuğun yaptığı güzel şeylere ilgisiz kalınması veya ödül verilmeyişi,
·Çocuğa çok sık suçluluk duygusu yaşatılması,
·Otoriter, baskıcı veya aşırı koruyucu tutumları,
·Disiplin anlayışında kararsızlık ve tutarsızlık,
·Gencin alkol kullanmasına karşı fazla toleranslı tutum,
·Göç, işsizlik, kayıp ve düşük okul başarısı gibi yaşam stresleri,
·Aile içinde cinsel ya da fiziksel taciz yaşanması,
·Anne ya da babanın veya her ikisinin alkol ve/veya madde kullanması,
·Anne ve babanın boşanmış ya da birinin hayatta olmadığı tek ebeveynli aileler etkili olmaktadır.
3) Çevreye Bağlı Nedenler:
· Ergenlik yıllarında uyuşturucuyu denemede akranların rolü büyüktür. Madde kullanan arkadaş grupları içinde olmak uyuşturucuya bulaşmanın başlıca nedenleri arasında yer alır. Anne babadan bağımsızlaşma sürecindeki genç, davranışlarını grup içerisinde deneyerek geliştirir. Grupta rahat etmek ve saygı duyduğu çocuklara iyi görünmek ister. Grupta belli tarzda davranışın onaylanması bir güvenlik duygusu yaratır. Diğer yandan grup tarafından reddedilmek çok korkutucudur. Genç, madde kullanımının bir norm olduğu grupta yerini kaybetme ve alay edilme endişesi yaşar. Grupta kalabilmek için boyun eğme, inanma, özdeşleşme süreçlerinden bir ya da birkaçını kullanarak grubun ortak amaçlarını ve ilkelerini benimsemeye başlar. Gruptaki davranış kalıbı uyuşturucu almak ise uyuşturucu alır.
· Grup içinde olmaktan mutlu olan, içinde bulunduğu ortamda rol sahibi olduğuna inanan genç insan kendisini başkalarından farklı ve üstün görür. Alkol ve madde kullanımını bir saygınlık simgesi olarak kabul eder. Kendisini ortak kültürden soyutlar, ortak kültüre karşı kızgınlık, nefret gibi duygular besler ve bu duyguların etkisi altında maddeyi kullanması süreklilik kazanabilir.
· Bir toplumda madde kullanımının kabul görmesi madde kullanan kişi sayısının artırır. Örneğin gençler alkol ve madde kullanımına toplumsal olarak kabul edilmiş sigara ve alkolle başlamakta, bağımlı olma riskini taşıyanlar zamanla öteki maddelere geçmektedir.
· Uyuşturucu maddenin çevrede bulunması ve elde edilebilir olması madde kullanımını arttırabilmektedir. Eğer çevrede madde yoksa kullanma olasılığı azalabilir.
Madde Kullanımının Önlenmesinde Anne Babaya Öneriler:
· İyi bir dinleyici olmadığı için çocuğunu anlamayan, kendi değerlerini empoze ederek çocuğun kendi değerlerini geliştirmesine fırsat tanımayan ebeveynlerin ileride çocuklarıyla sorun yaşayacağı bir gerçektir. Anne babanın şefkati, ilgisi, çocuklar ile geçirdiği zaman ve onlara karşı tutumu, madde kullanımını belirleyici etkenler olarak değerlendirilmektedir.
· Ülkemizde yapılan bir araştırmada ailelerin çocuklarının madde kullandığını öğrenmesinin çocukların maddeye alıştıktan iki yıl sonra gerçekleştiği anlaşılmıştır. Bu olgu ailelerin konu ile ilgilisiz olduklarını göstermektedir.
· Uyuşturucu maddeler ve bağımlılık konusunda en önemli risk grubunu gençler oluşturduğu için ailenin önemi çok büyüktür. Anne ve babanın çocuğunun uyuşturucuya bulaşmaması için yapacağı bazı davranış ve girişimler vardır. Bunlar aslında ailenin her koşulda uyması gereken temel kuraldır.
· Her anne baba çocuğu ile güçlü bir sevgi ilişkisi kurmalıdır. Bu sevgi ilişkisi içerisinde çocuğa doğru ve yanlışları öğretmek çok daha kolay olacaktır.
· İyi bir dinleyici olmak ve çocukla duyguların paylaşıldığı bir iletişim kurmak çok önemlidir. Bunun için anne babalar çocuklarını hiç yorum yapmadan, tavsiye ya da yönlendirmede bulunmadan dinleyebilmelidir.
· Aile içi iletişimin kaliteli olması, anne babaların çocuklarının sorunlarından zamanında haberdar olmalarından ve sorunların kemikleşmeden erken müdahaleyle çözümlenmesine imkân sağlar.
· Çocukları bu maddelerden uzak tutma yollarının başında anne babaların bu maddelerden uzak olması gelir.
· Çocuğu eğitmek için koyulan kuralların mantıklı ve birbiriyle tutarlı olmalıdır. Sınırları belirli olan bu kuralları nedenleri çocuğa açıklanmalıdır.
· Uygulanmayan kurallar koymak ilişkiyi bozacağı için kurallar konulduktan sonra mutlaka tam olarak uygulanmalıdır. Kuralların her yerde ve her zaman geçerli olmasına dikkat edilmelidir.
· Ailenin bu konuyu evde konuşmaktan kaçınması sorunu tabu haline getirebilir. Anne babanın kendi çocuğunun uyuşturucu kullanmayacağına ilişkin bir kanıya varıp böyle bir sorun ile karşılaşıncaya kadar beklemesi hata olur.
· Çocukla bu konuda konuşurken hemen bazı öğütler ve kendinden örnekler vermek doğru olmaz. Ebeveynler kimi zaman duymaktan hoşlanmayacakları sözler işitmeye de hazır olmalıdır. Dinlerken anlamaya önem vermek ve çocuğun sözü bitmeden söze başlamamak gerekir.
· Aile kendi değerleri hakkında çocuğa bilgi vermelidir. Çocuğun anlayacağı bir şekilde aile değerleri anlatıldıktan sonra, çocuğun bunları anladığından emin olunmalıdır. Aile değerlerinin dürüstlüğe, sorumluluk almaya, kendini geliştirmeye ve hayata karşı olumlu bakmaya dayandığı ailelerin çocuklarında uyuşturucu kullanımı daha az görülmektedir.
· Ergene arkadaş baskısıyla başa çıkmada yardımcı olmak gerekir. Arkadaş baskısının çok önemli olduğu bu dönemde, arkadaşın sunduğu uyuşturucuyu geri çevirmek özgüvenli ve kendinden emin bir ergen için bile zordur.
· Evde ve dışarıda çocuğun gözlenmesi önemlidir. Anne baba çocuklarının arkadaşlarını ve onların ailelerini tanımaya çalışmalıdır. Gözleme süreci içerisinde suçlayıcı ve yargılayıcı davranışlardan kaçınılmalı, gözlemenin takip etmek olmadığı unutulmamalıdır. Gözlemin, çocuğun bunu ailenin ona olan yakın ilgisi olarak algılayacağı biçimde yapılması gerekir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız